Trend olmak zorunda mıyız?
Tasarımda acele etmeme sanatı

span>

Bir zamanlar bazı tasarımlar için “bu tutmaz” denirdi. Çok sade, fazla sessiz, yeterince iddialı değil diye.

1950’lerde İsviçre’de geliştirilen düz tipografiler soğuk bulundu. Bugün hastanelerde, havaalanlarında, tabelalarda. Kimse her gün bağıran harfler görmek istemiyor.

1970’lerde bej ve kahverengi sıkıcı sayıldı. Yıllar sonra aynı renkler zamansızlık ve dengeyle anılıyor. Renk değişmedi, bakış değişti.

Bir dönem düz sandalyeler satmaz denirdi. Süs yoktu, numara yoktu. Sonra fark edildi: İnsan her gün baktığı şeyle kavga etmek istemiyor.

Bauhaus için uzun süre “fazla sade” dendi. Şimdi o sadelik tasarım eğitiminin başlangıç noktası.

Diğer yandan hızla benimsenip hızla unutulan trendler var. Bir ara her yere neon yazılar ekleniyordu mesela, modern sanılıyordu.

Zamansız tasarımlar genelde ilk anda sevilmez. Mesela Centre Pompidou ilk açıldığında Parisliler şok oldu.

Bugünse Paris’in en çok ziyaret edilen kültür merkezlerinden biri, mimarlık tarihinde dönüm noktası, “inside-out architecture”ın sembolü.

Her şeyin hızla tüketildiği bir zamanda trend olmamak belki de risk değildir. Sadece acele etmemektir. Ne dersiniz?

 

Yazar: Tenedoslu Zelda